1 sene önce
1 sene önce

Karakoyunlu devleti tarihi eserleri

KARAKOYUNLULAR, Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Irak’ta hüküm süren bir türkmen hanedan (1380-1468). Yönetici ailesinin Oğuzlar’ın yıva boyundan oldu­ğu sanılan karakoyunlu oymaklar birliği, moğol akınları sonucu Türkistan’dan ba­tıya sürüklenerek Doğu Anadolu boyların­da, Van ile Orumiye göllerinin kıyısında ka­lan bölgeyi yurt edindiler (XIII. yy. sonla­rı). Beyleri Bayram Hoca döneminde (1359-1380) Karakoyunlular, ilhanlı devle­tinin de yıkılmış olmasından yararlanarak iyice güçlendiler ve Musul’u aldıktan son­ra Mardin’i kuşattılar (1366). Mardin emi- rinin yardım isteği üzerine harekete geçen celayirli hükümdarı Üveys, Mardin’i kurtar­mak için çıktığı seferde yolu üstünde bu­lunan karakoyunlu egemenliğindeki Mu­sul’u ele geçirdi. Mardin kuşatmasını kal­dırarak Muş yöresine çekilen Bayram Ho­ca, Muş ovasında Üveys tarafından boz­guna uğratılınca Celayirliler’e bağlandı.

Uveys’in ölümü üzerine (1374) Musul’u ge­ri alan Bayram Hoca, Sincar ve Nahçivan yörelerine de egemen oldu. Bu durum karşısında birleşen celayirli emirler, kara­koyunlu beyliğinin başkenti Erciş’i kuşat­tılar (1378). Bunun üzerine celayirli hü­kümdarı Delalettin Hüseyin’e bağlılığını bildiren Bayram Hoca, oğlu Kara Mehmet Durmuş’u da Tebriz’e rehine olarak gön­derdi. Bayram Hoca ölünce, Erzurum’dan Musul’a kadar uzanan bir alanı içeren Ka­rakoyunlu beyliğinin başına geçen oğlu Kara Mehmet, bağımsızlığını ilan ederek hanedanın kurucusu oldu (1380). Kendi­sinden yardım isteyen Erzincan emiri Mu- tahharten’in önerisini geriye çevirmedi. Kenti kuşatan Akkoyunlular’ın üzerine yü­rüyerek onları yenilgiye uğrattı (1385). Ti­mur’un, oğlu Miranşah komutasında Ana­dolu’ya gönderdiği kuvvetleri Erzurum ya­kınlarında yendi (1387) ve ertesi yıl Teb­riz’i ele geçirerek devletinin başkentini bu­raya taşıdı (1388). Kendisine karşı ayak­lanan yeğeni Haşan Bey’le savaşırken vu­rularak öldü (1389).,

Hasan Bey, devletin başına geçmek istediyse de Mehmet’in oğlu Kara Yusuf’un çevresinde toplanan Karakoyunlular buna olanak vermediler. Kara Yusuf (1389), sonunda Haşan Bey’i alt ederek ülkeye tek başına egemen ol­du. Ancak, Miranşah’ın uğradığı yenilgi­nin öcünü almak için Anadolu seferine çı­kan Timur, karakoyunlu ordusunu ve on­ların yardımına koşan celayirli kuvvetleri­ni dağıtarak karakoyunlu ülkesini istila edince (1400), Mısır Memlukları’na sığınmak gereğini duyan Kara Yusuf’la celayirli hükümdarı Ahmet’in yolları Halep valisi tarafından kesildi. Onunla yapılan savaşı kazanan ve valiyi öldüren ülkesiz hükümdarlar, artık memluk sultanına sı­ğınma olanağı kalmadığından, osmanlı padişahı Yıldırım Bayezit’e sığındılar. Yıldırım’ın kendisini Timur’a teslim etmeyişin­den kaynaklanan Ankara savaşı’ndan (1402) sonra ülkesine dönen Kara Yusuf, Timur’un üzerine yolladığı kuvvetlere bir kez daha yenilince Suriye’ye kaçtı (1403).

Burada memluk hükümdarının buyruğuy­la Şam valisi tarafından hapse atıldı. An­cak, sultanına karşı ayaklanan Şam valisi onu salıverince (1404), ülkesine dönerek yeniden devletinin başına geçti (1406). Ti- muroğlu Şahruh, Karakoyunlular’ı kendi­sine bağlamak için oğlu Ebubekir komu­tasında bir orduyu üzerine gönderdi. Araş çayı kenarında yapılan savaşı Kara Yusuf kazandı (1406). Kaçan Ebubekir, daha sonra kuvvetlerini toplayıp yeniden saldı­rıya geçtiyse de savaşı kazanan yine Ka­rakoyunlular oldu (1408). Aynı yıl akkoyunlu hükümdarı Kara Yülük Osman’ı da boz­guna uğratan Kara Yusuf, ardından Erzin­can’ı ele geçirdi (1410). Erzincan seferi sı­rasında eski kader arkadaşı Ahmet Cela- yirli’nin fırsattan yararlanarak Tebriz’i aldı­ğını öğrendi; üzerlerine yürüdü ve Esed’ de yapılan savaşta sultan Ahmet’i tutsak etti (1410). Kara Yusuf’a bağlılık andı içen Ahmet salıverildi ve bir süre sonra kendi adamlarınca öldürüldü. Bunun üzerine önce Irak-ı arap’ı ele geçiren Kara Yusuf, sonra da Gürcüleri yenerek Irak-ı acem’i yönetimi altına aldı (1411).

Timurlular’la an­laşarak kendisini ortadan kaldırmayı amaçlayan baş düşmanı Akkoyunlular’a karşı büyük bir zafer kazandı (1418). Onun bu başarılarını çekemeyen Timuroğlu Şahruh, büyük bir orduyla Karakoyunlu- lar’ın üzerine yürüdü. Hasta yatağından kalkarak sefere çıkan Kara Yusuf, Şahruh kuvvetleriyle karşılaşmadan öldü (1420). Veliaht atamadan ölmesi, oğullarından Şah Mehmet’in Bağdat, İskender’in Ker­kük, ispend’in Adilcevaz, Cihanşah’ın Sul­taniye ve Ebu Sait’in de Erzincan valisi ol­maları nedeniyle ölüm yerinden uzakta bulunmaları yüzünden başsız kalan kara­koyunlu ordusu dağıldı, emirler kendi baş­larının derdine düştüler. Böylece meyda­nı boş bulan Şahruh, Azerbaycan ve Do­ğu Anadolu’yu istilaya girişti. Şahruh’un karşısına çıkan İskender ile İspend, yeni­lince Musul yöresine çekildiler. Çıkan iç karışıklıkları bastırmak için Şahruh ülkesi­ne dönünce, fırsatı kaçırmayan İspend, Tebriz’e girdiyse de ardından yetişen İs­kender, kenti onun elinden alıp devletin başına geçti (1420). Öte yandan, yurdun­da düzeni sağlayan Şahruh, Karakoyun­lular üzerine yeni bir sefer düzenleyerek İskender’i yenilgiye uğrattı (1429) ve ele geçirdiği Azerbaycan’ın yönetimini kendi­sine bağlanan onun kardeşi Ebu Sait’e bı­rakıp başkenti Semerkand’a döndü.

Şah­ruh ayrıldıktan sonra geri gelerek karde­şi Ebu Sait’i yakalatıp öldürten İskender, karakoyunlu ülkesine yeniden egemen ol­du. Şahruh’un üçüncü Azerbaycan sefe­rinde (1435) karakoyunlu emirleri kendisini desteklemekten vazgeçtikleri için Erzu­rum’a doğru çekilen İskender Bey, yolu­nu kesmek isteyen Akkoyunlu Karayülük Osman’ı savaş sırasında öldürüp kuvvet­lerini bozguna uğrattıktan sonra osmanlı topraklarına sığındı. Şahruh ülkesine dön­dükten sonra Tebriz’e geri gelen İskender, bu kez de kardeşi Cihanşah’a yenildi ve Alıncak kalesine sığındıysa da burada ku­şatıldı ve teslim olmak zorunda kalınca da öldürüldü (1438). Onun ardılı olan Cihan- şah, ağabeyinin yönetimindeki Irak’ın ba­ğımsız durumuna ilişmedi. Ancak, Şah Mehmet’in ölümü üzerine (1445) burası­nı da kendi topraklarına kattı. Şahruh ölünce (1447), “sultan” unvanını alan Cihanşah, Sultaniye ile Kazvin kentlerini ele geçirdi, Timurlular arasında başlayan taht kavgasından yararlanarak Isfahan, Fars, Kirman gibi eyaletleri de işgal etti (1458). Bir ara Herat’ı da denetimi altına alması­na karşın, burada tutunamayarak çekil­mek zorunda kaldı. Horasan seferine ha­zırlanırken, büyük oğlu veliaht Haşan Ali ve Fars ile Irak-ı-arap valisi olan küçük oğ­lu Pir Budak ayaklandılar. Bu ayaklanma­ları güç de olsa bastırmayı başaran hü­kümdar, Pir Budak’ı öldürerek cezalandı­rırken, Haşan Ali’yi de Maku kalesinde zindana attırdı. Daha sonra Karakoyunlular’ın ezeli düşmanı Akkoyunlular üzerine bir sefer düzenledi (1467).

Ancak kış er­ken bastırınca, seferi baharda yenilemek üzere ordusunu dağıttı ve yanındaki az sayıda kuvvetiyle geri çekilmeye başladı. Durumu öğrenen akkoyunlu hükümdarı Uzun Haşan, ani bir baskınla bu küçük birliği yok etti. Cihanşah kaçmaya çalışır­ken öldürüldü. Maku kalesinden çıkarılan Haşan Ali, babasının yerine geçti (1467). Uzun Hasan’dan öç almak için hemen büyük bir ordu toplayarak Akkoyunlular’ ın üzerine yürüdü. Ancak, Uzun Haşan yi­ne ani bir baskınla bu orduyu da boza­rak Azerbaycan, Irak-ı acem, Bağdat, He- medan ve Kirman gibi toprakları birbiri ar­dı sıra ele geçirdi ve Karakoyunlu devleti­ni ortadan kaldırdı (1468). Horasan hü­kümdarı Ebu Sait’in yanına sığınan son karakoyunlu sultanı Haşan Ali, Uzun Hasan’ın Ebu Sait’i de yenerek tutsak etme­sinden (1469) sonra kendisini izleyen ak­koyunlu kuvvetlerince yakalanacağını an­laması üzerine intihar etti (1469).

—Karakoyunlu devletinde Mimarlık Büyük Selçuklu dönemi mimarlı­ğıyla benzerlikler gösteren karakoyunlu yapıları arasında en önemli örneklerden biri, Van Ulu camisi’dir. 1389-1400 arası­na tarihlenen, zengin tuğla süslemeli ca­miden günümüze yalnızca minarenin bir bölümü kalmıştır. 1970-1973 arasında ya­pılan kazılar sonucunda planı ve mimari özellikleriyle dikkati çeken yapının mihrap önü, beş payeyle mihrap duvarına oturan mukarnaslı bir kubbeyle örtülüydü. Bunun D.’sunda ve B.’sında iki sıra, K.’inde üç sı­ra sekizgen planlı ayaklara oturan tonoz örtülü mekânlar bulunuyordu. Tebriz’de­ki Gök mescit ya da Muzafferiye mescidi (1465), kubbe ve tonoz örtü düzeniyle, öteki İran camilerinden ayrılır.

Bakışık planlı, tuğla yapı, Van Ulu camisi’nden daha zengin süslemeli ve çinilidir. Van gö­lünün D. kıyısında, Gevaş’taki Halimeha- tun kümbeti (1358), on iki köşeli, piramit külah örtülü bir yapıdır. Külahı palmet bi­çimi silmelerle süslüdür. Bezemeleriyle büyük Selçuklu geleneğini sürdüren tür­bede, cepheler istiridye motifli ince, uzun nişler, kesişen sekizgenler, dörtlü düğüm motifleriyle kaplıdır. Ahlat’taki Erzenhatun kümbeti de benzer özellikler gösterir. 1396/1397’yetarihlendiriien yapıda, pira­mit külah kabartma palmetler yerine çe­şitli rozetlerle süslenmiştir. Karakoyunlu- lar’ın ilk dönemlerine ait bu örneklerden sonra Van gölünün K.’inde Erciş yakınla­rındaki Kadempaşahatun kümbeti (1458) gelmektedir. On iki köşeli yapının kenar­ları derin nişler biçimindedir. İlk karako­yunlu yapılarının tersine, taçkapı cephe­sindeki sülüs yazıtı ve kapı kemerindeki palmet, rumi ve örgü motiflerinin dışında süslemesiz bir türbedir. Karakoyunlu mi­marlığının son dönemlerinde üslup ve iş­çilikte yozlaşma görülür. Patnos yakınla­rındaki, Anonim kümbet diye adlandı­rılan yapı palmet, rumi, iri bitkisel motifle­ri ve taçkapı kemerindeki bakışık düzen­de kartal ve bunun üstündeki aslan ka- ‘ bartmalarıyla dikkati çekmekle birlikte, iş­çilik kabalaşmış, oranlar bozulmuştur.

Paylaşın

Editörün Seçtikleri