1 sene önce
1 sene önce

Karargah nedir

kesin bir ölçüt bulmak. Karar sorunu önerme hesabı için bir çö­züm getirmiştir: mademki bu hesabın bü­tün teoremleri kesinlikle birer totolojidir ve mademki belli bir formülün birtotoloji olup olmadığına karar vermek için kesin bir yöntem [formülün doğruluk tablosunu ha­zırlamak] vardır, bir formülün bir teorem olup olmadığını bilmek sorunu, üzerinde karara varılabilecek bir sorundur.)

—Müz. Türk müziğinde, bir doğaçlama­nın ya da bir yapıtın sona ermesi. (Eşanl. KALIŞ.) || Asma karar -» ASMA* KALIŞ. || Ka­rar perdesi, DURAK’ın eşanlamlısı. || Karar vermek ya da karar etmek, bir icracı söz- konusuysa, icrayı bitirmek; bir yapıt ya da bir makam sözkonusuysa, sona ermek.

—Ruhbil. Bağdaşmaz iki davranış ya da iki iç etkinlik arasında seçim. || Karar za­manı, bir seçimin bireye önerildiği anla bi­reyin davranışlardan birini gerçekleştirdi­ği an arasında geçen zaman. || Karar ku­ramı, karar alma bakımından ortaya çıka­bilecek çeşitli olayların olasılık ve yararla­rının birlikte göz önünde bulundurulma­sına dayanan kuram.

—Topruhbil. Grup kararı, birçok bireyin belli bir sorun konusunda birlikte bir gö­rüş bildirmelerini, bir yargıya varmalarını ya da bir karar almalarını gerektiren du­rum. (Bk. ansikl. böl.)

♦ sıf. Tam ölçüsünde, ne az, ne de çok: Yemeğin tuzu karar. Azı karar, çoğu zarar. —ANSİKL. Fels. Aristoteles’in zihinci görü­şüne göre karar (yun. buleusis), erişilmek istenen amaçlara yönelik olamaz. Karar, ancak bize bağlı şeylerle ilgili olabilir, yok­sa zorunlu olaylar (dünyanın düzeni gibi), olup olmaması rastlantıya bağlı (kuraklık ya da yağmur gibi) ya da geçmiş olaylar hakkında karar verilemez. Geçmiş olay­lar konusunda Aristoteles şöyle der: “Da­ha önce gerçekleşmiş hiçbir şey bizim için bir seçim konusu olamaz; örneğin, hiç kimse lllion kentini yağmalamış olmayı he­def alamaz; geçmiş üzerine de karar ve­rilemez; ama, gelecek üzerine, mümkün olan şey üzerine karar verilebilir, çünkü geçmiş olaylar, olmamış olamaz.” (Ethika nikomakheia, 6, 2.)

—Huk. Karar düzeltme yolu Yargıtay, Da­nıştay, Askeri yargıtay daire ve genel ku­rul kararlarına karşı tanınmıştır. Karar dü­zeltme yoluna şu durumlarda başvurulur:

  1. temyiz dilekçesiyle temyize cevap dilek­çesinde öne sürülen ve karara etkili olan itirazların yanıtsız bırakılması; 2. temyiz in­celemesi sonunda üst mahkemenin ver­diği kararda çelişkilerin bulunması; 3. tem­yiz incelemesi sırasında kararı etkileyen belgelerde bir hile ya da sahteliğin orta­ya çıkması; 4. temyiz incelemesi yapan mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olması.

—İşi. ikt. Karar konusundaki araştırmalar, daha çok karar sürecinin akılcılığıyla ilgi­lenmiştir. Bu yüzden, örgütsel işleyişin açıklanmasında, akılcı karar kavramı ay­rıcalıklı bir yer tutar. Bu alanda temel mo­del, H. A. Simon’un modelidir. H. A. Si- mon, karar sürecini üç aşamaya ayırır: kavrama ya da sorunları tanılama aşama­sı; modelleştirme ya da çözümleri tasar­lama aşaması; seçme ya da en iyi çözü­mü bulup ayırma aşaması. Bu görüş açı­sına göre, karar vericinin, seçim olanak­larını ve bu olanaklardan her birine bağlı sonuçları tümüyle bildiği ve çözümler ara­sında sınıflama yapabilmesini ve en uy­gun çözümü benimseyebilmesini sağla­yan bir seçim ölçütüne sahip bulunduğu kabul edilir.

Bu her şeyi bilen akılcılığın ana örneği­ne (Sinoptik karar modeli) oranla, öteki tü­reme modellerin özelliği, bazı bilgi eksik­liklerini hesaba katmalarıdır. Bu bilgi ek­siklikleri ya seçim olanaklarının genel bü­tünü ve bunların sonuçlarıyla ya da se­çimlerin sırasıyla ilgilidir (sınırlı akılcılık, marjda gelişen kararlar, örgütler içinde se­çimlerin bulanıklığı ya da çıkar çatışma­ları). Buradan hareketle, bilgi araştırması ve transferiyle akılcı öngörü ve oyun ko­nularında ve bizzat örgütsel davranışların temsili alanında önemli kuramlar gelişti­rildi. Özellikle, akılcılığın değerlendirilme­si işinin, ancak seçimlerin stratejik boyut­larına göre yapılabileceği düşüncesi or­taya atıldı (karşılıklı etkiye dayanan karar modelleri; örneğin, Michel Crozier’nin ça­lışmaları). Buna karşılık, deney öncesi ve­rilere dayanan akılcılığa yöneltilen eleşti­riler, karar birimlerinin seçme özgürlüğü yerine belli bir belirlenimciliği koyar; öyle ki, bu belirlenimciliğe göre, rol sahipleri­nin gerçek karar gücü, görünüşün tersi­ne olarak, oldukça zayıf ya da yok dene­bilecek kadar azdır. Bu eleştiriler, aynı za­manda, özdevinimler, geçmiş deneylerin taklidi ya da yinelenmesine dayanan yön­temler, yerleşik yapıların ya da daha ön­ceki kararların yaptığı ve örgütsel işleyişi yanlış davranışlara sürükleyen baskılar üzerinde de durur.

Kuramsal tartışmaların ötesinde, seçim sürecinin somut incelenişi, bir işletmenin tümüyle etkinliklerinin, kendine özgü ör­gütsel yapısının, onu oluşturan kişi ve grupların psikolojik ve sosyolojik bileşimi­nin, ona can veren bilgi hareketlerinin ve başvuru değerleri dinamiğinin -özellikle saptanan hedefler bakımından-, çözümü­ne açılan bir yoldur.

—Topruhbil. Grup kararı, Kurt Lewin, 1940’lı yılların başında birçok ev kadınıy­la birlikte ve birçok ev kadını arasında, bu kadınların beslenme alışkanlıklarındaki bir değişikliği engelleyen güçlüklerin neler ol­duklarını ve beslenme sorununu savaş çabası ve halk sağlığı sorunlarıyla birleş­tirerek bu güçlüklerin nasıl yenilebilece­ğini belirtmelerini sağlamak amacıyla bir grup tartışması açarak amerikan aileleri­nin bazı beslenme alışkanlıklarının değiş­tirilebileceğini gösterdi. Bu çalışmalar, tu­tum değişikliklerinde etkileşim, karışma ve kararın önemini ortaya koydu.

Bir başka araştırmalar dizisi de (S. She- rif, 1965; M. de Montmollin, 1966), birey­lerin yargılarının, topluluk durumunda ya da kendi bireysel yargılarına göre yumu­şadıklarını, ya da bireysel cevapların mer­kezi ya da ortalama bir değere doğru yö­neldiklerini ortaya koydu. Böylelikle varı­lan uzlaşma, gruba, en aşırı değerleri ve en özgün yargılan bir yana bırakarak, üye­leri arasındaki çatışmayı giderebilen bir yöntem ve bir erek sağlamış oluyordu.

Grupların, tehlikeli çözümler önermeye genellikle bireylerden daha yatkın olduk­ları saptanınca, kolektif etkileşimin pek de yatıştırıcı bir etkisi olmadığı anlaşıldı. Bu olay amerikalı ruhbilimci N. Kogan ve M. A. Wallach’ın (1967) ilgisini çekti ve çok geçmeden tehlike üstlenme adıyla ame­rikan toplumruhbiliminin belli başlı araş­tırma alanlarından biri durumuna geldi. Bununla ilgili araştırmaların deneysel pa­radigması şuydu: kişi sağlam ama pek de çekici olmayan bir seçenek ile çekici olan ama insanı başarısızlığa da götürebilecek nitelikte ikinci bir seçenek arasında bir se­çim yapmak durumundadır. Bunun üze­rine dört beş kişi çağrılır; bunlar bir seçim yapmak durumunda bulunan kişiye ba­şarısızlığı göze almalı mı, almamalı mı di­ye bir tavsiyede bulunmak üzere önce kendi kişisel fikirlerini söylerler (önuzla- şım); sonra da grup halinde sorunu tartı­şarak ortak bir karara varırlar (uzlaşım). Bu kolektif çalışmadan sonra, tekrar çalışma­ya katılanlardan kendi görüşlerini bireysel olarak açıklamaları istenir (sonuzlaşım). Tartışmanın, uzlaşım ve sonuzlaşım sıra­sında, önuzlaşım sırasında olduğundan daha gözüpek cevaplar verilmesine yol açtığı saptandı. Bu olayın, hiç biri de do­yurucu olarak kabul edilmeyen birçok açıklaması yapıldı. Fransız toplumruhbi- limciler S. Moscovici ve M. Zavalloni, ya­tıştırıcı yönelmeyle aşırılaştırıcı yönelme­nin her ikisinin de, gerçekte daha genel bir olay olan ve kolektif* kutuplaşma adı­nı verdikleri kolektif karar olayının özel du­rumlarından başka bir şey olmadıklarını ortaya koydular. Deneyleri tartışmanın, is­ter bir, ister öteki yönde olsun, bir aşırılaşmaya yol açtığını gösterdi. Buna göre gruplar, daha önce önerilen çözümleri (bu çözümler ister tehlikeli, ister ihtiyatlı olsun­lar), bireylerden daha açık bir biçimde öneriyorlardı. Kolektif kutuplaşma daha önceki görüşler doğrultusunda ve bu ilk görüşler birbirinden ne kadar farklı ve grup üyeleri arasındaki etkileşim ne kadar belirleyiciyse, o kadar güçlü bir biçimde ortaya çıkıyordu.

Paylaşın