1 sene önce
1 sene önce

Selçuklu Devleti ne zaman nasıl kuruldu

SELÇUKLULAR, XI. yy.’da Ortadoğu’ da büyük bir imparatorluk kuran türk ha­nedan. Adını hanedanın ilk üyesi ‘‘Sel­çuk’dan alan Selçuklular’ın İran, Irak, Kir­man, Suriye ve Anadolu’da kurdukları devletler 300 yıldan fazla bir süre yaşa­mıştır.Anadolu Selçuklu Devleti, Rum Selçuklu Sultanlığı veya Türkiye Selçuklu Devleti, Selçuklulardan Kutalmış’ın oğlu Süleyman Şah tarafından Anadolu’da, 1075 yılında kurulmuştur., Türk-İran geleneğine mensup bir Sünni İslam devletidir. Tarihsel kayıtlar ile para ve damgalar­dan Selçuklular’ın Oğuzlar’ın Kınık bo­yundan olduğu anlaşılmaktadır. Selçuklular’ın kökenine ilişkin bilgiler XI. yy. orta­larında Alparslan’ın isteği üzerine yazılan yazan belirsiz Meiikname’ye dayanır Gü­nümüze ulaşamayan Melikname’den ya­pılan aktarmalara göre hanedanın atası Selçuk, Hazar kralının ya da Oğuz yabgusunun subaşısı Dokak’ın oğluydu. 17 -18 yaşlarındayken ölen babasının yerini aldı ve kesin olarak bilinemeyen bir ne­denle Hazar ya da Oğuz beyinden ayrı­larak sınır kenti Cend’e yerleşti. Kısa bir süre sonra müslümanhğı kabul eden Sel­çuk, bundan sonra şaman Oğuzlarla sa­vaştı. Efsaneye göre 107 yaşındayken Cend’de öldü.

Selçuk’un Oğuzları’nın 1020-1021 yıllarında Selçuk’un oğlu Arslan Yabgu’nun Karahanlılar’ın hizmetinde olarak Buhara yakınında Nur bölgesinde yeniden ortaya çıkıncaya değin ne yap- tıklan kesin olarak bilinememektedir. Ola­sılıkla Selçuk’un 992’de, Samaniler’in yar­dımına gönderdiği Aralan, Cend’e geri dönmemiş ve Maveraünnehir’de yerleş­mişti. Selçuk’un ölümünden sonra, ken­disinden önce ölen oğlu Mikail’in oğulla­rı Tuğrul ve Çağrı beylerin önderliğindeki Oğuzlar da Cend’den ayrıldılar ve Aralan Yabgu’nun etkinlik alanı otan Buhara çev­resine indiler. Tuğrul ve Çağrı beyler, Sel­çuk ölünce Oğuzlar’ın başına geçen Ara­lan Yabgu’nun önderliğini tanımakla bir­likte daha çok kendi başlarına hareket ediyorlardı. Samaniler’in ortadan kalkma­sıyla Selçuklular, Maveraünnehir’e ege­men olan Karahanlılar’la karşı karşıya gel­diler.

Karahanlı İlig Nasr Han’ın hücumu­na uğrayan Tuğrul ve Çağrı beyler yine Karahanlı hanedanından Buğra Han’ın egemenliğindeki Talaş bölgesine gittiler. Ancak burada da barınamadılar: Tuğrul Bey çöllere çekilirken, Çağrı Bey Gürcis­tan seferini yaptı (1016-1021).Aralan Yabgu’nun önderliğindeki Oğuz­lar ise 1020-1021 yıllarında Karahanlı Ali Tigin’in hizmetindeydiler. Ali Tigin’in Buhara’yı zapt etmesi (1021) Karahanlı Yu­suf Kadir Han ile Gazneli Mahmut’un ara­sında bir ittifaka yol açtı. İttifaka karşı ko­yamayacağını anlayan Ali Tigin bozkıra kaçarken Aralan Yabgu, bir hile sonucu Gazneli Mahmut tarafından esir edildi ve ölünceye kadar kapatıldığı Kalinçar kale­sinde kaldı (1025-1035). Aralan Yabgu esir olunca 4.000 çadırlık Oğuzlar’ı Gazneli Mahmut’un izniyle Horasan’a geçerek Serahs, Ferave ve Baverd yörelerinde yurt tuttular.

BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU

Aralan Yabgu esir edildikten sonra Sel­çukluların başına Musa Yabgu geçti. An­cak gerçekte Selçuklular’ı yöneten Tuğrul veÇağn beylerdi. Bu arada Gazneli Mah­mut’un ölümü, yerine Muhammet’in, son­ra da Mesut’un geçmesi siyasi durumu değiştirdi. Selçuklular 1032’de Ali Tigin’ le ittifak halinde Debusiye’de Harizmşah Altuntaş’ın yönetimindeki gazneli ordusu­na karşı savaştılar. Ali Tigin’in ölümünden (1034) sonra Altuntaş’ın oğlu Harun’un çağrısı üzerine Harizm’e geçtiler. Burada eski düşmanları Cend emiri Şah Melik’in baskınına uğrayarak ağır kayıplar veren Selçuklular, yeni katılmalarla kısa sürede toparlandılarsa da dostları Harun’un ölü­münden (1035) sonra Harizm’de barına­madılar. Horasan’a göç ettiler ve Cey­hun’u geçerek Nesa’ya geldiler.

Sultan Mesut’a Nesa ve Ferave’nin kendilerine yurt olarak verilmesine karşılık hizmetine girmeyi önerdiler; bu öneriyi geri çeviren Mesut’un gönderdiği orduyu Nesa yöre­sinde yenilgiye uğrattılar (1035). Daha sonra Mesut, Musa Yabgu’ya Ferave’yi, Çağrı Bey’e Dihistan’ı, Tuğrul Bey’e de Nesa’yı ve ayrıca her birine “dihkan” sa­nını verdi. Ancak yeni katılmalarla sayıla­rı artan ve otlakları yetersiz katan Selçuk­lular, Sultan Mesut’tan Merv, Abıverd ve Serahs eyaletlerinin de kendilerine veril­mesini istediler, istekleri kabul edilmeyin­ce de gazneli topraklarında akınlara baş­ladılar ve Mesut’un üzerlerine gönderdi­ği orduyu Serahs yakınlarında ağır bir ye­nilgiye uğrattılar (1038). Bu yengiden son­ra Selçuklular, sahip oldukları ve ele ge­çirecekleri ülkeleri aralarında bölüştüler. Tuğrul Bey, Selçuklular’ın başı olarak Nişapur’u; Çağrı Bey, Merv’i; Musa Yabgu, Serahs bölgesini aldı. Tehlikeyi anlayan ve Selçuklular’a karşı bizzat sefere çıkan Me­sut, Selçuklular’ı iki kez yenmeyi başardı. Yapılan antlaşmayla Selçuklular işgal et­tikleri Nişapur, Merv, Serahs’ı boşaltmayı kabul ettiler. Ancak, Selçuklular antlaşma­ya uymadılar; Tuğrul Bey, Nişapur’da, Çağrı Bey Serahs’ta kaldı. Selçuklular’a karşı yeniden harekete geçmek zorunda kalan Mesut; sonunda Merv’in kuzeyinde Dandanakan’da yapılan savaşta tam bir bozguna uğradı (1040).

Bu yengiden son­ra Horasan’a kesin olarak egemen otan Selçuklular, Tuğrul Bey’i “Horasan emiri” itan ettiler ve Merv’de yapılan bir kurultay­da da eski türk geleneği uyarınca ülkeyi paylaştılar. Tuğrul Bey batıya yönelmek üzere Nişapur’u aldı. Çağrı Bey’e Merv merkez olmak üzere Ceyhun ile Gazne arasındaki bölge, Musa Yabgu’ya Büst, Herat ve Sistan verildi. Çağrı Bey Gazne- liler’i Horasan’dan tümüyle uzaklaştırdı, Belh’i, Tuğrul Bey’in yardımıyla da Ha- rizm’i ele geçirdi. Ele geçirdiği yerlerde Selçuklu egemenliğinin tanınması koşu­luyla Karahanlılar’la bir antlaşma yaptı (1050). Gazneli İbrahim ile Hindu Kuş dağları sınır olmak üzere anlaştı (1059). Çağrı Bey’in oğullarından Kavurd ise ele geçirdiği Kirman’da (1048), Kirman Sel­çukluları devletinin temellerini attı.

Selçuklular en büyük başarıları Tuğrul Bey’in önderliğinde batı ve güney-batı’da kazandılar. Tuğrul Bey önce Taberistan ve Gürcan’daki yerel hanedanlar ve Ziyariler ve Bavendiler’e boyun eğdirdi (1041-42). Ardından Rey ve Hemedan’ı ele geçirdi. Rey’i başkent yapan Tuğrul Bey, yağma­cılıklarını kısıtlamak istediği Türkmenler’i bizans topraklarına yöneltti: 1049’da İbra­him Yınal, Erzurum’a kadar ilerledi ve gür­cü prens Liparit’in komutasındaki bizans ordusunu yenerek Lipariti tutsak aldı. Ye­rel hanedanları bağımlı kılma yoluyla ege­menlik alanını Güneydoğu Anadolu ve Azerbaycan’da genişleten (Güneydoğu Anadolu’daki Mervaniler, Tebriz’deki Revvadiler; Gence’deki Şeddadiler) Tuğrul Bey, 1053’te bizzat Anadolu seferine çık­tı. Bergiri ve Erciş’i zapt etti, kuşattığı Malazgirt’i ise alamadı.

Tuğrul Bey’in abbasi halifesi ve veziri ibnülmüslime’nin ısrarlı çağrıları sonucu Bağdat’a girişi (1055) ise Selçuklular’ın ta­rihinde dönüm noktası oldu.

Halife. Tuğrul Bey’e “Sultan” ve “Me­lik ül-maşrık ve’l mağrib” (doğunun ve ba­tının hükümdarı) sanlarını verdi. Bu san­lar ona İslam dünyasının siyasal önderli­ğini ve bütün müslüman topraklarını, özel­likle abbasi halifesini tanımayan bölgele­ri fethetmek yetkisini veriyordu.

Ancak, bir süre sonra Tuğrul Bey, Bü­veyhiler’in Bağdat’ı terk eden komutanı Arslan Besasiri’nin Selçuklu egemenliği­ne karşı oluşturduğu Irak ve Mezopotam­ya’daki arap prenslikleri de kapsayan bir koalisyonla ve hoşnutsuz Türkmenler’in başına geçen İbrahim Yınal’ın İran’da ve Kuzey Mezopotamya’da başlattığı ayak­lanma ile karşı karşıya kaldı. Önce İbra­him Yınal’a karşı harekete geçen Tuğrul Bey, onu Rey önündeki savaşta yendi ve öldürttü. Bu arada Besasiri, Bağdat’ı ele geçirmiş, hutbeyi fatımi halifesi adına okutmuş, Tuğrul’u Bağdat’a çağıran ve­zir İbnülmüslime’yi öldürtmüş ve görevin­den uzaklaştırdığı bağdatlı abbasi halife­sini bir arap emirin gözetimine bırakmış­tı. İran’dan zaferle dönen Tuğrul Bey, Bağ­dat’ı yeniden ele geçirdi; halifeyi kurtardı ve Besasiri’yi öldürttü (1059). Tuğrul Bey 1063’te öldüğünde Selçuklu İmparatorlu­ğu Ceyhun’dan Fırat’a kadar uzanıyordu. Tuğrul’un ardılı ve Çağrı Bey’in oğlu Alparslan (1063-1072), Selçuklu tahtını el­de edebilmek için Arslan Yabgu’nun oğ­lu Kutalmış’la savaşmak zorunda kaldı. Babasından miras kalan Horasan ile am­casından miras kalan İran ve Mezopotam­ya’ya egemen olan Alparslan ünlü Niza- mülmülk’ü vezir atadı. Doğu Anadolu’ya yaptığı sefer Ani’nin zaptı ve Kars’ın Sel­çuklu egemenliğini kabul etmesiyle so­nuçlandı (1064). 1067’de Kirman meliki olan kardeşi Kavurt’un ayaklanması ile uğ­raşmak zorunda kaldı.

Anadolu’da ise bağımsız tûrkmen grup­larının akınları sürüyordu. Selçuklu emir­lerinden Afşin 1067’de Kayseri’ye başarı­lı bir akın yapmış, 1O7O’te ise sultanla bo­zuşan Erbasgan’ın ardından Marmara kı­yılarına kadar ilerlemişti. Akınları durdu­ramayan ve diplomatik görüşmelerle de bir sonuca ulaşamayan Bizans imparato­ru Romanos Diogenes 1071 başlarında, Selçuklular’ı Orta Asya’ya sürmek üzere büyük bir ordu ile harekete geçti. Bu sı­rada Alparslan, Suriye’de, Mısır’daki Fatı- miler’e saldırmaya hazırlanıyordu. Bizans imparatorunun Doğu yönünde ilerlediği­ni duyunca süratle geri döndü ve Bizans’ ın sayıca üstün ordusunu Malazgirt’te yok edercesine yenilgiye uğrattı (ağustos 1071). İmparatoru tutsak aldığı yenginin sonunda Alparslan, Anadolu’nun fethine girişmedi. İmparatorla 1 000 000 dinar fidye vermesi, her yıl 360 000 dinar vergi ödemesi ve Bizans’ın son elli yıl içinde müslümanlardan aldığı kaleleri geri ver­mesi koşuluyla bir antlaşma yaptı. Ancak Romanos Diogenes’in tahttan indirilerek gözlerine mil çekilmesi bu antlaşmayı hü­kümsüz bıraktı. Bizans askeri gücünün kı­rılmasından yararlanan Türkmenler, Ana­dolu’yu fethe başladılar. Malazgirt savaşı’nın ardından Ceyhun’u geçerek Kara­manlılar üzerine sefere çıkan Alparslan ise bir kale muhafızı tarafından hançerlene­rek öldürüldü (1072).

Alparslan’ın yerine geçen oğlu Melik- şah, taht iddiasıyla ayaklanan amcası Kir­man meliki Kavurt’u Hemedan yakınların­da Kerç’te yendi ve öldürttü (1073). Fırsat­tan yararlanarak Selçuklu topraklanna sal­dıran Gazneliler ve Karahanlılar üzerine yürüyerek onları barışa zorladı. Gürcis­tan’a yaptığı üç sefer (1076-1078/79,1086) sonunda Karadeniz’e kadar ilerledi, böl­gedeki Gürcü krallığı ve Şeddadiler üze­rindeki Selçuklu egemenliğini pekiştirdi. Öte yandan Suriye’de faaliyet gösteren At­sız, Kudüs ve Şam’ı (1075) Selçuklu ege­menliğine soktu. Atsız’ın Mısır’daki Fatımi- ler’e karşı seferi ise bozgunla sonuçlandı (1077). Emir Artuk ise el-Ahsa ve Bah­reyn’deki Karmatiler’e Selçuklu egemen­liğini kabul ettirdi (1077). Melikşah’ın Su­riye’ye gönderdiği kardeşi Tutuş, Atsız’ı öl­dürerek (1079) Suriye Selçuklu devletinin temellerini attı. Halifenin veziri Fahrüddev- le bir Selçuklu ordusu ile Amid’i alarak Mervaniler’in topraklarını Selçuklu İmpa- ratorluğu’na kattı (1085). Aynı yıl şii eği­limli Ukayliler’in elinde bulunan Musul alındı. 1086’da Suriye seferine çıkan Me­likşah, Halep ve Antakya’yı savaşsız aldık­tan sonra Akdeniz’e ulaştı. Ele geçirdiği bölgeleri güvendiği türk emirler arasında paylaştırarak fatımi nüfuzunu Mezopotam­ya ve Suriye’den uzaklaştırdı.

Anadolu’da ise Malazgirt zaferinin ar­dından tûrkmen beyleri, Melikşah’ın ira­desi dışında fetihlere giriştiler İznik’i alan Kutalmışoğlu Süleymanşah, Büyük Sel­çuklulardan bağımsız Anadolu Selçuklu devletinin temellerini attı. Egemenlik ala­nını doğu yönünde genişleten Süleyman­şah, Halep önlerinde Tutuş ve Artuk’un komutasındaki Büyük Selçuklular’a yenildi ye intihar etti. Melikşah, Süleymanşah’ın İznik’te bıraktığı Ebülkasım’ın üzerine ön­ce Porsuk’u (1090), sonra Bozan’ı (1092) gönderdi. Maveraünnehir üzerine iki se­fere (1089, 1090) çıkan Melikşah’ın salta­natının son yıllarında Alamut kalesine yer­leşen Haşan Sabbah’ın önderliğindeki İs- maililer, Kûhistan, Isfahan bölgelerinde et­kilerini artırmaya başladılar. İsmaililer’e sa­vaş açan vezir Nizamülmülk, ismaili feda­isi bir deylemli tarafından öldürüldü (1092). Melikşah, vezirinden kısa bir süre sonra öldüğünde Selçuklu İmparatorluğu Hin­distan’dan Arabistan’ın güney kıyılarına kadar uzanıyordu.

Melikşah’ın ölümünden sonra Selçuk­lu İmparatorluğu gerek taht kavgaları, ge­rek bağlı emirlerin bağımsızlık eğilimleri­nin güçlenmesi sonucu parçalanma sü­recine girdi. Melikşah’ın eşi Terken Hatun, beş yaşındaki oğlu Mahmut’u İsfahan’da sultan ilan ederken; Melikşah’ın büyük oğ­lu Berkyaruk, Nizamülmülk yandaşları ta­rafından Rey’de tahta çıkarıldı. Sonuçta Terken Hatun ve Mahmut, Isfahan ve Fars kendilerine bırakılmak koşuluyla Berkya- ruk’un sultanlığını tanımak zorunda kaldı

Anadolu Selçuklu çini sanatı, başlangıçta teknik ve motifleriyle İran’daki büyük Selçuklu sanatına bağlanan minai tekniğindeydi (Konya Kılıçarslan II köşkü). Ku- badâbâd kazılarında ortaya çıkarılan perdahlı ve sırattı tekniğinde hazırlanmış yıldız ve haç biçimindeki çiniler renkleri (firuze, mor, yeşil, mavi) ve motifleriyle (çeşitli hayvan ve insan figürleri) bu sanatın özgün örnekleridir. Keykubadiye köşklerindeyse sırattı tekniğinde, figürsüz, sekizgen, dörtlü düğümler, kıvrıkdallarla süslü çiniler kullanılmıştır. Dinsel yapılarda çini mozaik tekniği uygulanmıştır (Sivas Keykâvus darüşşifası, Konya Karatay medresesi, Sırçalı medrese vd.). Bizans’taki mozaik süslemenin yerini alan çini mozaik tekniği Beylikler ve OsmanlI dönemlerinde bir ölçüde kullanıldıktan sonra ortadan kalkmıştır.

Anadolu Selçuklu maden sanatında bölgeden bölgeye değişen teknikler ve süslemelerle karşılaşılmaktadır. İbni Bibi ve İbni Batuta’nın sözünü ettikleri altın ve gümüş yapıtlardan günümüze ulaşan örnek yoktur. Çoğu tunç ve pirinçten yapılmış örneklerde Artuklu bölgesinde Musul okulu etkisiyle kakma tekniğinin uygulandığı, başta Konya olmak üzere öteki atölyelerdeyse İran Selçukluları gibi değişik tekniklerin ayn ayn ya da bir arada denendiği görülmektedir.

Kündekâri, yalancı kündekâri, oyma, kabartma, ajur teknikleriyle süslü minberler, vaaz kürsüleri, kapı ve pencere kanatlan, rahleler, sandukalar vb. Anadolu Selçuklu ahşap işçiliğinin başyapıttandır (Konya Alaettin camisi, Siirt Ulu camisi, Ankara Aslanhane camisi minberleri, Kayseri Ulu camisi ile Ankara Hacı haşan cami- si’nin kapıları, Mevtana Celalettin Rumi’ nin sandukası vd.). Ağaç direkli camilerin sütunları, ahşap tavanları ve sütun başlıktan zengin kalem işleriyle dikkati çeker (Af- yonkarahisar ve Sivrihisar Ulu camileri, Beyşehir Eşrefoğlu camisi).

Selçuklularla Anadolu’ya gelen düğümlü halıların en önemli örneği Konya Alaettin camisi’nde bulunmuştur (İstanbul Türk ve İslam eserleri müzesi). Mısır’da Fustat kazılarında ele geçen Selçuklu halı parçaları bunların dışsatımının da yapıldığını kanıtlamaktadır. Bu halılarda oku- namayacak ölçüde stilize edilmiş kûfi yazı bordürleri, geometrik motiflerin yanı sıra çok stilize edilmiş bitkisel kökenli geometrik bezemeler ve stilize hayvan figürleri kullanılmıştır.

 

 

Paylaşın

Editörün Seçtikleri